15 Mayıs 2013 Çarşamba
REYHANLI - PROPAGANDA !
Tarih sayfalarımızda, 2. dünya savaşı belgesellerinde kalmıştı,
adolf hitlerin zorla kendi radyosunu dinlettirdiği bilgiler. Rahat propaganda
yapması içindir her mahalleye casus koyup dinlemeyenleri cezalandırmak. Malum internet yok
tv yok, tek kitle iletişim cihazı radyoydu.
Tarihin puslu sayfalarında kalmadığını anlamış olduk diktatör yapının mihenk taşı olan
propaganda ile kitleyi yanlış yönlendirmek yada tepkisiz bırakmak. Reyhanlı daki patlama sonucunda
onlarca masum vatandaşımız şehit olurken yasaklanan medyada vur patlasın çal oynasındı
bizi teselli eden. Aslında bu kadara duygusuz değildik dimi biz, filistine bomba atıldığı zaman
israil konsolosluğunun önünde uyuyanlar, mallarını boykot edenler, sosyal medya yazılı basın görsel basın
gaz üstüne gaz veriyorlardı halka. ABD de bir kaç şizofrenin yaptığı katliamlardan sonra
abdye canlı bağlanmadıkmı mumlar yakıp ağıtlar yakmadıkmı? Günlerce medyada suçluyu asmadıkmı astık !
Dünyada yaşanan ölümlere bu kadar tepkili ve duygusal iken, kalbimizde patlayan bombanın tesiri
öğle kuşağında yayınlanan evlendirme programlarıyla ankaranın bağlarına döndü. İşte patlatanlar diye
paketleyip sundukları ise, portakal soslu pekin ördeklerinden başka birşey değildi. Dünyadaki medyada ise nedense besle kargayı oysun gözünü manşetleri atılıyor kimlerin yaptığını parmakla gösteriyorlar.
Yasaklanan medyada ise şu durum çok vahimdir. Bazı malum görsel ve yazılı basın mensupları failler yakalanmadan bombayı ürettikleri yeri bile manşetten verdiler, halbuki yayın yasağı vardı.
Buda üzerine çok fazla düşünülecek bir konudur. Reyhanlı ile ilgili haberleri
bbc den almaya başladık barış süreci ile ilgili haberleri ise kandilden. Şimdi sorarım size
bizi kim yönetiyo, bbc mi? kandilmi ?
Bu arada greve başlayan THY li işçi arkadaşlarımıza desteklerimiz devam edicek. Eğer grev süresince birtek işçi işten çıkartılırsa bir daha THY bileti almayacağım duyurulur.
8 Mayıs 2013 Çarşamba
ÖZ-ELLEŞTİRME
Bir ülkeyi savaşla ele geçiremiyorsanız, kültürüyle ekonomisiyle ele geçirin politikası,
yıllarca batı tarafından uygulanan politikadır üzerimizde. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduğu
zaman şu sözleri sarfetmiştir; batının ve doğunun sentezi olan fakat onlara benzemeyen, içeriye bağımlı dışarıya bağımsız ekonomik politikalar uygulayacağız. Nitekim vefatına kadar sanayiyi yüceltmek için teşvik pirimleri ödenmiş, tarımı yüceltmek için avrupadan ziraat mühendisleri ve tarım aletleri
getirtmiştir. Küllerinden doğan cumhuriyet üretimi kendi pazarını doyuramazken
ihracata bile başlamıştır kısa sürede.
Atatürk'ün vefatından sonra sırasıyla inönü ile başlayan avrupaya ekonomik kapitülasyonlar vermek
işleyen ve kar eden devlet kuruluşlarını özelleştirmek, ekonomimizin bu kadar kırılgan yapıya
ulaşmasını sağlamıştır. Batılının da istediği buydu ekonomiyle halkı fakirleştirip iktidar seçtirmektir.
Atatürk'ten sonra tüm başbakan ve cumhurbaşkanları, babasının malları gibi devleti özelleştirip,
ülke içinde yabancı sermayeyi serbest bırakıp, yerli sermayeyi ise boğarak bitiren antlaşmalara imza atmışlar.
Yerinde özelleştirmeye tabikide karşı değiliz fakat, her kar eden kuruluşu zararına satıp devletin kasasına komik rakamlar sokmak sokak bakkalının bile itiraz edeceği bir durumdur. Ayrıca batılıların sahip olduğu fabrikalarda kendi istedikleri ürünler ve standartlar belirlenmektedir,
bu sebeple kültürümüze de yavaş yavaş zincir vurmaktadırlar ne demek istediğimi azıcık düşünün.
Şimdi size özelleştirilen birkaç kuruluşdan bahsedeyim o zaman siyasilerin nasıl sattıklarını
daha kolay anlayacaksınız.
1997 yılında TEDAŞ 148 TRİLYON, TMO 17,5 TRİLYON, TEAŞ 11,6 TRİLYON, TEKEL 15,2 TRİLYON.
Devlete en çok kurumlar vergisi veren kuruluşlarda yine devletin kuruluşları vardır.
1998 yılında TÜRK TELEKOM 111,5 TRİLYON, PETROL OFİSİ 15,7 TRİLYON, TKİ 12,8 TRİLYON, DHMİ 8,4 TRİLYON TÜRKİYE ŞEKER FABRİKASI 6,3 TRİLYON.
Varın gerisini siz düşünün özelleştirmekmi hainlik yoksa 59. Hükümüet başbakanının söylediği gibi özelleştirmemekmi hainlik. ???
yıllarca batı tarafından uygulanan politikadır üzerimizde. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduğu
zaman şu sözleri sarfetmiştir; batının ve doğunun sentezi olan fakat onlara benzemeyen, içeriye bağımlı dışarıya bağımsız ekonomik politikalar uygulayacağız. Nitekim vefatına kadar sanayiyi yüceltmek için teşvik pirimleri ödenmiş, tarımı yüceltmek için avrupadan ziraat mühendisleri ve tarım aletleri
getirtmiştir. Küllerinden doğan cumhuriyet üretimi kendi pazarını doyuramazken
ihracata bile başlamıştır kısa sürede.
Atatürk'ün vefatından sonra sırasıyla inönü ile başlayan avrupaya ekonomik kapitülasyonlar vermek
işleyen ve kar eden devlet kuruluşlarını özelleştirmek, ekonomimizin bu kadar kırılgan yapıya
ulaşmasını sağlamıştır. Batılının da istediği buydu ekonomiyle halkı fakirleştirip iktidar seçtirmektir.
Atatürk'ten sonra tüm başbakan ve cumhurbaşkanları, babasının malları gibi devleti özelleştirip,
ülke içinde yabancı sermayeyi serbest bırakıp, yerli sermayeyi ise boğarak bitiren antlaşmalara imza atmışlar.
Yerinde özelleştirmeye tabikide karşı değiliz fakat, her kar eden kuruluşu zararına satıp devletin kasasına komik rakamlar sokmak sokak bakkalının bile itiraz edeceği bir durumdur. Ayrıca batılıların sahip olduğu fabrikalarda kendi istedikleri ürünler ve standartlar belirlenmektedir,
bu sebeple kültürümüze de yavaş yavaş zincir vurmaktadırlar ne demek istediğimi azıcık düşünün.
Şimdi size özelleştirilen birkaç kuruluşdan bahsedeyim o zaman siyasilerin nasıl sattıklarını
daha kolay anlayacaksınız.
- 1997'de 12 termik santrelin işletme haklarını 20 yıllığa ve 1.6 milyar dolar karşılında verildi. Santralin sadece yıllık karı 750 milyon dolardı. Santral sadece 2 senede satıldığı parayı amorti ediyordu zaten.
- POAŞ 3 mart 2000 günü 1 milyar 260 milyona satıldı. Borsa değeri sadece 4 milyar 521 milyon dolardı. Kasasında ise379 milyon dolar ile alıcıya verildi yani satın alınan paranın dörtte üçünü poaş kendi kasasından ödedi.
- KÜMAŞ 1994-1995 yılları arasında 45,6 milyon dolar kar etti. 108 milyon dolara satıldı. Satış öncesi değer tesbitinde 82,1 milyon dolar değerinde maden rezervi bulunuyordu yani yine bedavaya gitti.
- ORÜS 1996da 19,2 milyon dolara satıldı. Danışma firmalar orüsün sadece arsalarına 87,5 milyon dolar değer biçmişti. Gerisini diz düşünün artık.
1997 yılında TEDAŞ 148 TRİLYON, TMO 17,5 TRİLYON, TEAŞ 11,6 TRİLYON, TEKEL 15,2 TRİLYON.
Devlete en çok kurumlar vergisi veren kuruluşlarda yine devletin kuruluşları vardır.
1998 yılında TÜRK TELEKOM 111,5 TRİLYON, PETROL OFİSİ 15,7 TRİLYON, TKİ 12,8 TRİLYON, DHMİ 8,4 TRİLYON TÜRKİYE ŞEKER FABRİKASI 6,3 TRİLYON.
Varın gerisini siz düşünün özelleştirmekmi hainlik yoksa 59. Hükümüet başbakanının söylediği gibi özelleştirmemekmi hainlik. ???
Etiketler:
Batı,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
ihracat,
Özelleştirme,
poaş,
politika,
tarım,
tedaş,
ticaret
24 Nisan 2013 Çarşamba
GÖRMEZDEN GELİNENLER !
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm dünyadan gelen ziyaretçiler çocuklar doyasıya eğlenirken ebeveynlerin sadece bugün çocuklarını sıkmadan bir gün yaşamalarına,
izin verdiği tek gündür. ATA'nın tüm dünyaya armağanı olan bu gün, balonların, müziklerin,
şekerlerin, gösterilerin ve sayamadığım bir çok şeyin teması çocuktur. Dünyanın kutladığı bugünü kutlayamayan çocuklarımızın ebeveynleri, çocuklarının üzerinden geçinen, onları çalışmaya mecbur bırakan,
eğlenmelerine izin vermeyip ticari obje gözüyle muamele yapan insan görünümlü antiloplardır onlar. 23 Nisan günü önlerinden çocuklar aileleriyle ellerinde pamuk şekerler balonlar geçerken soğuk mermere oturmuş önündeki tartıya birilerinin çıkıp para vermesini bekleyen bir çocuğun masumluğuydu beni bitiren.
Gözlerinin içindeki hala sönmeyen ışık, ellerindeki umutla 60 yaşındaki bir insana bile ders çıkarıcak niteliktendi. Ne yapılabilirdi ki? verilen bir iki liranın kurtarma yükümlülüğü neydi, parayı götürüp kime verecekti bu sorular ah bu sorular cevabı verilemeden mum gibi sönen sorulardı. Belki baktığı hasta bir ailesi vardı, belkide çocuk tacirlerinin elindeydi ne olursa olsun o sadece bir çocuktu. Sokakta koşturup düşmek, dizlerini kanatmak, şeker yemek, dondurma yemek, uyku saatlerini kaçırmak, akşama kadar oynayıp yorgun düşmek, ve en önemlisi bir çocuk saygısı görmek herkesin olduğu gibi onunda hakkıydı. Kim suçlu yada kim değil umrumda değil herkes suçlu, annesi suçlu babası suçlu ben suçluyum, sen suçlusun, o çocuğun önünden geçenler suçlu, millet suçlu devlet suçlu, iş adamları suçlu, yani o gün o çocuğun eğlenememesinin suçu herkestedir. O çocuktan büyüyüp sana bana ve vatanına yararlı olmasını bekleyip, peşin peşin yüküm verip geleceğin serserisi diyede mührü basan kafası 500 derece suda kaynamış tiplere tek söz olarak şunu söylüyorum, BOK SİNEĞİSİNİZ !!
izin verdiği tek gündür. ATA'nın tüm dünyaya armağanı olan bu gün, balonların, müziklerin,
şekerlerin, gösterilerin ve sayamadığım bir çok şeyin teması çocuktur. Dünyanın kutladığı bugünü kutlayamayan çocuklarımızın ebeveynleri, çocuklarının üzerinden geçinen, onları çalışmaya mecbur bırakan,
eğlenmelerine izin vermeyip ticari obje gözüyle muamele yapan insan görünümlü antiloplardır onlar. 23 Nisan günü önlerinden çocuklar aileleriyle ellerinde pamuk şekerler balonlar geçerken soğuk mermere oturmuş önündeki tartıya birilerinin çıkıp para vermesini bekleyen bir çocuğun masumluğuydu beni bitiren.
Gözlerinin içindeki hala sönmeyen ışık, ellerindeki umutla 60 yaşındaki bir insana bile ders çıkarıcak niteliktendi. Ne yapılabilirdi ki? verilen bir iki liranın kurtarma yükümlülüğü neydi, parayı götürüp kime verecekti bu sorular ah bu sorular cevabı verilemeden mum gibi sönen sorulardı. Belki baktığı hasta bir ailesi vardı, belkide çocuk tacirlerinin elindeydi ne olursa olsun o sadece bir çocuktu. Sokakta koşturup düşmek, dizlerini kanatmak, şeker yemek, dondurma yemek, uyku saatlerini kaçırmak, akşama kadar oynayıp yorgun düşmek, ve en önemlisi bir çocuk saygısı görmek herkesin olduğu gibi onunda hakkıydı. Kim suçlu yada kim değil umrumda değil herkes suçlu, annesi suçlu babası suçlu ben suçluyum, sen suçlusun, o çocuğun önünden geçenler suçlu, millet suçlu devlet suçlu, iş adamları suçlu, yani o gün o çocuğun eğlenememesinin suçu herkestedir. O çocuktan büyüyüp sana bana ve vatanına yararlı olmasını bekleyip, peşin peşin yüküm verip geleceğin serserisi diyede mührü basan kafası 500 derece suda kaynamış tiplere tek söz olarak şunu söylüyorum, BOK SİNEĞİSİNİZ !!
15 Nisan 2013 Pazartesi
T-ÜRK'TÜM !!
Sinirlendiğimiz zaman sığınacağımız tek limandı kimliğimiz geçmişte, ah o yıllarda bizim atalarımız kısıtlı ordusuyla kimleri dize getirmemiştiki, biz şu boyun kolundan bu boyun soyundan gelmeyiz aslımız Türktür sözcükleriyle kalkanımızı güneşe doğru yükseltirken, şuanda aslında biz çerkezmişiz ya babamda bulgarlıkta var, yoo yoo biz lazız yada gürcüyüz aslında biz ayrışmalarının tam içerisindeyiz.
Türk olduğunu söyleyip iftiharla göğsünü kabartan delikanlılar, cebini kabartmanın peşinde kimlik değiştirdiler sanırım, hatta sanırım fazla DEĞİŞTİRDİLER. Medya ve ak-iller kimlik üzerindeki propagandaları yapmaya başlarken acaba barış sürecinin kimlikle ne alakası var merak konusu hatta tartışma konusu.
İngiliz, fransız, yunan, anzak, arap olmamak için savaşan, bu toprakların ruhuna canını veren milletin torunları, ayrışmama başlığı altında ayrışmışlardır. Oyun içerisinde oyun bizim değil avrupalıların becerebileceği türlerdendi.
En çok merak ettiğimde eski ülkücüler saf değiştirince görüşler değişebilir demiştim, fakat kimlik değiştirmeye başlayınca onlarda bir zamanlar T-ÜRK'TÜ diye düşünesim geliyor. İlber Ortaylı ne güzel demiş; sonu -lı, -li ile biten ülkelerin hepsinde kimlik yoktur, kanadalı, amerikalı, norveçli, arjantinli, meksikalı, hiçbir zaman almanyalı, ingiltereli, türkiyeli, fransalı diyemezsiniz çünkü anlam ve içerik bakımından uymaz uyduramazsınız.
Gelelim liboşlara, sadece cep dolu huzur var cep boş huzur yok mantığına bürünmüş olanlardır, etliye sütlüye karışmayıp birileri zaten bizim yerimize çalıyordur ağzımıza düşer diye pusuda bekleyenlerdir onlar. Görüşü olmaz hatta takım bile tutamaz onlar hangi takımın hisselerini aldıysa onun şampiyon olmasını ister.
Vardır elbet kendini hala Türk hisseden, sorulacaktır elbet gün geldiğinde hesabı, cebine göre kimliğini belirleyenlere söylerimki gururla NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE, vatan rezidanslarda değil üzüm hoşafı yarım kuru ekmekle kurtarıldı.
Türk olduğunu söyleyip iftiharla göğsünü kabartan delikanlılar, cebini kabartmanın peşinde kimlik değiştirdiler sanırım, hatta sanırım fazla DEĞİŞTİRDİLER. Medya ve ak-iller kimlik üzerindeki propagandaları yapmaya başlarken acaba barış sürecinin kimlikle ne alakası var merak konusu hatta tartışma konusu.
İngiliz, fransız, yunan, anzak, arap olmamak için savaşan, bu toprakların ruhuna canını veren milletin torunları, ayrışmama başlığı altında ayrışmışlardır. Oyun içerisinde oyun bizim değil avrupalıların becerebileceği türlerdendi.
En çok merak ettiğimde eski ülkücüler saf değiştirince görüşler değişebilir demiştim, fakat kimlik değiştirmeye başlayınca onlarda bir zamanlar T-ÜRK'TÜ diye düşünesim geliyor. İlber Ortaylı ne güzel demiş; sonu -lı, -li ile biten ülkelerin hepsinde kimlik yoktur, kanadalı, amerikalı, norveçli, arjantinli, meksikalı, hiçbir zaman almanyalı, ingiltereli, türkiyeli, fransalı diyemezsiniz çünkü anlam ve içerik bakımından uymaz uyduramazsınız.
Gelelim liboşlara, sadece cep dolu huzur var cep boş huzur yok mantığına bürünmüş olanlardır, etliye sütlüye karışmayıp birileri zaten bizim yerimize çalıyordur ağzımıza düşer diye pusuda bekleyenlerdir onlar. Görüşü olmaz hatta takım bile tutamaz onlar hangi takımın hisselerini aldıysa onun şampiyon olmasını ister.
Vardır elbet kendini hala Türk hisseden, sorulacaktır elbet gün geldiğinde hesabı, cebine göre kimliğini belirleyenlere söylerimki gururla NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE, vatan rezidanslarda değil üzüm hoşafı yarım kuru ekmekle kurtarıldı.
Etiketler:
akil adamlar,
Atatürk,
İlber Ortaylı,
Türk,
vatan
18 Mart 2013 Pazartesi
ÇANAKKALE !
1915'de hiç mezun veremedi Galatasaray, Kayseri, Konya, Sivas ve İzmir lisesi. Yaşları 14 ve15 olan yüreği dağları delip denizleri yırtacak kadar dolu cephede asker oldular. Kimisi Conk Bayırında, Anafartalar da, Sakarya da şehadet şerbetini içti, kimisi Gazi Antep de Şanlı Urfa da soğuk toprağın altına girdi. O sene hiç mezun veremedi Darülfünun Tıbbiyesi ( İstanbul Üniversitesi ) cepheye koşan yürekler baskınlarda, göğüs göğüse çarpışmalarda vatan korudu. Günlerce yarım ekmek üzüm hoşafı ile yiğitçe mücadele eden yiğitler Ya İstiklal Ya Ölüm diyerek süngülerini emperyalizmin kalbine sapladılar. İstanbul boğazındaki gemisinden çayını yudumlayan generaller Türkiyeyi istanbuldan ibaret zannedip büyük bir yanılgıya düştüler. Türkiye istanbuldan değil Anadoludan oluşmaktaydı, medeniyetiyle kültürüyle aşkıyla Anadolu demek Vatan demekti.
Emperyalizmin, sömürgenin, himaye altına almanın, dişlerini göstermiş olan avrupa yeni pazarları arasına Türkiye Cumhuriyetini ekleyemeyecekti. Avrupanın gözden kaçırdığı şey Türk kültürü ve Türk bağımsızlığıydı.Orta Asyadan savaşa savaşa Anadoluya yurt edinmiş, bir düzine askerle çini dize getirmiş, 3 kıtada imparotorluk yürütmüş ve Tanrının askeri olmuş bir millet vardır avrupanın karşısında.
Küllerinden doğan millet, canını, malını her şeyini vermekten bir saniye tereddüt etmedi ettirmedi. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !
10 Mart 2013 Pazar
MEMLEKET HAVALARI PART - 4
Selam dostlar memleket üzerine düşünürken, kabız olan bir martının s.çması sonucu sol tarafımı b.k götürmüş durumdayım. Ne kadar şans oyunu varsa hepsini oynamak için şans oyunları dükkanına giderken araba çarpıyordu bumu lan şans herşey olabilir dedim oynamadım.
Sonra düşündüm neden kuş ihtiyacını giderdiğinde şanslı oluyorsunda ne bilim bir fil yada orangutan s.çtığında şanslı sayılmıyorsun.Bize özgü tenimize yapışmış bir çok batıl inanç gibi üzerimizde parlıyordu bu inanışda. Galiba duygularımızı saklayamadan yaşayamadığımız için sürekli biz profesyoneliz kelimesini tüketiriz iş alanlarında, çünkü profesyonel asla duygulanmaz.
Neden yapamıyoruz niye bir şeyide biz icat etmiyoruz cevabını ararken gördüğüm manzara karşısında oturup ağlamamak için nefesimi tuttum. Japon metrosunda herkes kitap okurken bizim metroda ayfonlar androyidli telefonlarda sadece balon vurma oyunu oynanması galiba neden biz icat edemiyoruz sorusunun cevabıydı bana. Şirketlerin en üst noktasındaki yetkililer akraban ise hayat için çırpınmana gerek yok tek derdimiz budur çünkü. Profesyonellik eş dost doldurmaktır bizim iş hukukumuzda...
Birazda siyasi takılalım;
Yoldaki tetöristlerle kucaklaşan vekilleri kınayıp dava açan hükümetimiz ve yargımız, aynı vekilleri neden tetörist başı ve adamları ile dağa görüşmeye gönderir çelişkili bir durum. İmralı adasında görüşmeye giden vekillerin açıklamalarında hiç aranmadık ifadeleri var iken, valla ben alışveriş merkezine girerken bile 3 kere aranıyorum konummu değiştirmeliyim sözleri aklıma takılıp durdu. Pkk nın elindeki esirlere karşılık kimler serbest bırakılacak merak içerisindeyim, işte o zaman yargıya müdahalenin daniskasını anlayacağız, işte o zaman balyoz denen ergenekon denen saçmalıkların sadece yargıya müdahale edilmesiyle yönlendirildiğini anlayacağız. Kandilden, apo imralıda mesafemiz çok uzak süreci olumsuz etkiliyor gereğinin yapılması bizi olumlu etkiler açıklaması galiba bir ampul yakar düşüncelerinizde, yakmaz isede söyleyeyim çıkarıcaksın deniyor.
Bu vatan hainlerle, satanlarla anlaşma yapmadığı için bağımsız yaşıyor, Alparslandan, Meteye, Cengiz Handan, Fatih Sultan Mehmete ve en son olarakda Mustafa Kemal Atartürke kadar süre gelen her devlet Türk kimliğini koruyarak yaşayabilmiştir, bu böyle biline. Diline, Dinine ve Kimliğine sahip çık Türkiye !
Sonra düşündüm neden kuş ihtiyacını giderdiğinde şanslı oluyorsunda ne bilim bir fil yada orangutan s.çtığında şanslı sayılmıyorsun.Bize özgü tenimize yapışmış bir çok batıl inanç gibi üzerimizde parlıyordu bu inanışda. Galiba duygularımızı saklayamadan yaşayamadığımız için sürekli biz profesyoneliz kelimesini tüketiriz iş alanlarında, çünkü profesyonel asla duygulanmaz.
Neden yapamıyoruz niye bir şeyide biz icat etmiyoruz cevabını ararken gördüğüm manzara karşısında oturup ağlamamak için nefesimi tuttum. Japon metrosunda herkes kitap okurken bizim metroda ayfonlar androyidli telefonlarda sadece balon vurma oyunu oynanması galiba neden biz icat edemiyoruz sorusunun cevabıydı bana. Şirketlerin en üst noktasındaki yetkililer akraban ise hayat için çırpınmana gerek yok tek derdimiz budur çünkü. Profesyonellik eş dost doldurmaktır bizim iş hukukumuzda...
Birazda siyasi takılalım;
Yoldaki tetöristlerle kucaklaşan vekilleri kınayıp dava açan hükümetimiz ve yargımız, aynı vekilleri neden tetörist başı ve adamları ile dağa görüşmeye gönderir çelişkili bir durum. İmralı adasında görüşmeye giden vekillerin açıklamalarında hiç aranmadık ifadeleri var iken, valla ben alışveriş merkezine girerken bile 3 kere aranıyorum konummu değiştirmeliyim sözleri aklıma takılıp durdu. Pkk nın elindeki esirlere karşılık kimler serbest bırakılacak merak içerisindeyim, işte o zaman yargıya müdahalenin daniskasını anlayacağız, işte o zaman balyoz denen ergenekon denen saçmalıkların sadece yargıya müdahale edilmesiyle yönlendirildiğini anlayacağız. Kandilden, apo imralıda mesafemiz çok uzak süreci olumsuz etkiliyor gereğinin yapılması bizi olumlu etkiler açıklaması galiba bir ampul yakar düşüncelerinizde, yakmaz isede söyleyeyim çıkarıcaksın deniyor.
Bu vatan hainlerle, satanlarla anlaşma yapmadığı için bağımsız yaşıyor, Alparslandan, Meteye, Cengiz Handan, Fatih Sultan Mehmete ve en son olarakda Mustafa Kemal Atartürke kadar süre gelen her devlet Türk kimliğini koruyarak yaşayabilmiştir, bu böyle biline. Diline, Dinine ve Kimliğine sahip çık Türkiye !
5 Mart 2013 Salı
MÜSLÜM GÜRSES !
İnsanlar üzerinde bu kadar iz bırakmış bir zat hakkında bir köşe hazırlamazsam ayıp olur düşüncesiyle açtım bir baba şarkısı ruhumun iliklerine iliştirerek, kablumbağa misali çekildim kabuğuma.
Giden sevgilinin ardından aç bir müslüm şarkısı;
Gelen sevgilinin ardından aç bir müslüm şarkısı;
Ruhun sıkıldı aç bir müslüm şarkısı;
Platonik aşkın derinliğinde aç bir müslüm şarkısı;
Her yeni gelişen insanın geçirdiği evrelerden bir taneside Müslüm şarkılarıdır. Her duyguya hitap eden şarkılar, biyolojik ve genetik değişimlerin yarattığı psikolojik sorunları körüklemede birebirdir. Bazen isyandır, yalnız kalmaktır, bazende her çiçekten özünü alan arıdır. Vücuttaki isyan oranının yükseldiği zamanlarda tek ihtiyacımız olandır. Kendini müebbet yemiş mahkum psikolojine kaptırmak istiyorsan kapat perdeleri aç müslüm şarkısı 5 dakika içerinde hayatını zindana çevirebilirsin. Nerden biliyorum diye merak edenlere cevabım, çok uyguladım meşru zamanlarda...
Şarkılarında öğrendik hayatı, masum yüzlere aldanmamayı, hasret rüzgarlarını estirmeyi, adını sen koymayı ruhun şad olsun Müslüm Baba, her yeni gelen nesil tarzı ne olursa olsun senden bir şeyler bulacaktır..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

