ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2012 Çarşamba

12 Eylül Anneleri!!



Başlıktan da anlıyacağınız gibi, en çok onları derinden yaralamıştı 12 eylül darbesi, tarifi imkansız acılar, kapanmaz yaralar, psikolojik sorunlar kalmıştı ardından. Kiminin oğlu, yeğeni, kardeşi, abisi, amcası, dayısı, dedesi vs. yani hayattan kopartacak kadar yakınları, yapılan işkencelerle idamlarla öldürülmüştü. Ölenler mi çok acı çekti yoksa kalanlar mı sorusu  duyguları tırmalarken, bu güne kadar gelen, eylül anneleri platformu kalanların daha çok acı çektiğini, acılarını kalplerine gömüp soğuk mermer başında ağlamak istediklerini tüm Türkiye olarak bilir olduk. 12 Eylül darbesinin kalıntısı sadece ortak acılar değil, ülkeyi muasır medeniyetler seviyesinden koşarak uzaklaşmasını da sağladı. İnsanların karneyle ekmek, gaz, yağ, şeker aldıkları günlerde, parası olmayanın günlerce aç kaldığı açlıktan ölündüğü günlere zemin hazırladı. Kimin neden öldürüldüğü, neden işkence edildiği yıllar geçse bile hala günyüzüne çıkmış değil. İnsanların gazete okuduğu için, kitap okuduğu için, şarkı dinlediği için, işkence edilip mezarı olmayan ölümlere yol açılmıştı. Platonik sevgilere yol açmıştı darbe, birbirlerine hiç açılamayan sevgileri öldürmüştü, çoğu genç kız aşklarının mezarlarında bile ağlama şanslarını bulamamıştı çünkü mezarları bile yoktu. Bir darbe sabahında kapısında tanklarla uyanan halk, felaketin başladığından habersiz anlamsızca yerel ajanslardan neler olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Ölenlerden işkencelerden haberleri varmıydı bilinmez fakat bir bilinmeze doğru sürükleniyorlardı artık. Acımasızlığın dişleri kendini gösterip bir daha telafi edilmeyecek acılara doğru yelken açarken, Kenan Evrenin bildirileri ajanslardan halka yayılıyordu. Bu eylül gününde kaybettiler sevdiklerini, cansız bedenleri için allaha ne kadar yalvardıklarını allahtan başka kimse bilemez. Darbeden sonra yeni doğmuş bebeklere en çok konulan isimdi Kenan-Evren, şimdi ise müebbet hapis için peşinden koşturduğumuz kişi... ortak acılarımızın sebebi olan kişi karşısında bizdeki bu tutarsızlık galiba Atatürk döneminden sonra neden bir adım ileri gidemediğimizin bir açıklamasıdır. Unutmayın ki darbe yeniliği değil, acıyı kederi getirir

Fakirlik zaruret beni ölümle korkutsa da, ben hürriyeti esirliğe değiştirmem. Mevlana

5 Haziran 2012 Salı

KİL-YOSUN

Selam dostlar, aöf sınavından itibaren kafalar biraz yanık olduğu için düşünmeye vakit olmadı, napalım bizi sınavlarla uyutmaya çalıştıkları, etraftaki olan biteni görmemiz için malum büyük baskı hissediyoruz milettçe. Neyse yaz gelmeye çalışıyor kimilerine göre gelen yaz değil tanımlanamayan bişey, ben yaz gelmiş gibi davranıyorum öyle umut ediyorum. Malesef en çok uğrak yerlerimizden olan kilyosda yine binlerce kişi aynı anda denize giricez, haftasonu gelsin diye dua edicez, evden kap kacak, ekmek arası ne bulduysak çantamıza alıcaz ve başlıcaz zorlu,bunaltıcı kilyos yoluna, sıcak, kalabalık trafik derken, cehenneme gitmeden cehennem havasını alırız. plaj kapısında kişi başı ücret öderiz hafta boyunca onun parasını biriktirmişizdir, çantalarımız didik didik aranır o anda yiyeceklerimizi bulunmaması için dua ederiz 45 saniye 45 saat gibi gelir, bulurlarsa aç kalıcaz akşama kadar malum, beyfendiler içeriye yiyecekle almıyorlar içerdeki ağa babaların restoranları boşmu kalsın. Kapıdan geçeriz içimizi bir ferahlık huzur sarar o an gitdiğimiz yer kilyos değil maldiv adaları gelir bize kendimizi çok özel yerde zannederiz ve meraklı gözlerle uygun yer seçmeye başlarız, boş yer ararız kendimize göre ama her 1 mtreye 2 havlu düşüyo neyse iyi kötü buluruz. Soyunuruz deniz bize bakar biz denize e tabi tanışmak gerek kira ödemekten doğalgaz ödemekten eğitim harcı ödemekten denizle tanışmaya vakit kalmıyor, ayak parmaklarımız sokarız tanışmaya çalışırız, genellikle soğukmuşsun deriz ve yukarıdan inecek olan bir cesaretle denize atlamak için beklemeye başlarız. O cesaret gelir çünkü zaman aleyhimize, atlarız denize, içerimizde mutluluğun tarifini kimse tasvirleyemez, o an kalkarız yüzümüzü ovuçlarız o da ne! kafamızda vücudumuzun üzerinde yosunlar, hemen onlardan kurtulmaya çalışırız bir bakarız denizin üstü yosun tabakası bu tabakayı delenler yüzebiliyor. O kadar da para verdik die kendimizce hayıflandıktan sonra biraz derinlerde yosun olmadığını görür ve baskalarından gördüğümüz hareketlerle yüzmeye çalışırız kilyosun azgın sularında, biraz daha derine gider, gider dalgaların bizi yutmasına izin veririz çünkü ne onlara nede hayata karşı koyacak güç kalmamıştır artık. Çakma cankurtaranlar suya atlar ama onlar plajdaki kızlara hava basmak peşinde çıkarırlar cansız bedenini sahile, hayatın o sahilde kalır, para verip girdiğin oturmaya yer bulamadığın yosunlar yüzünden derinlere gidip boğulduğun, ve hersene sadece bir kere girebildiğin o sahilde, biz her yerde söylenen reel kişi başına düşen milli gelire gerçekten sahip olmadıkça, her sene yüzlerce insanımızı parayla boğup o sahilde bırakırız, ve üstüne haftasonu tatilcileri diye alay konusu oluruz..!!!